|
|

|
(25-Nisan-2007)Shabidyn
TRAFİK – RAHMETLİ DE SOLLARDI !
Bir yerden başka bir yere gitmeye çalışanların oluşturduğu kargaşaya trafik denir! İster istemez trafik ile muhatap olmak zorundayız. Bunun nedeni basittir : elimizde nasıl bir ulaşım aracı olursa olsun (tabii karasal trafikten bahsediyorum daha çok) bir noktadan başka bir noktaya en kısa yol doğru parçasıdır deyip o hat üzerinden gidemiyoruz. Hatta o en kısa yol olan doğru parçası ya ters yol oluyor ya da trafiğe kapalı oluyor.
Trafik, kendi içinde kontrolü gerektiren bir olgu. İçindeki aktörlerin bazı protokolleri bilmesi ve uyması lazım. Örneğin internetteki mesaj paketlerinin kullandığı protokol TCP/IP’dir. Bu protokulün dışında gönderilen mesajlar karşı taraf için anlamsızdır. Trafik içindeki öğrenebilen aktör insandır. Hayvanlarda bile geniş ovalarda yıllardır geçtikleri, göçtükleri yerlerde belirli bir trafik düzeni ve uyumları vardır. Örneğin Ocak ayında Serengeti Ovası’nda öküz başlı Güney Afrika antiloplarıyla gezinti yapmak çok heyecan verici olabilir. Serengeti’nin daha yeşil otlaklarına seğirten bu antiloplarla dolup taştığı Ocak ayında sürülerin yanında gezerken bu heybetli ve güçlü hayvanların toynakları inanılmaz bir zerafet ve ritmle otlakları döver, yılın bu zamanı Serengeti tamamen onlara ait. Neyse biraz gözüm daldı, konuyu dağıtmadan devam edelim.
Geçenlerde Murat-124 arabanın arka kaputunda aynen şu yazıyordu “No Woman, No Cry!”. Reggae üstadı Bob Marley’i bu kadar içselleştrip yine de Murat-124 kullanan bünyeyi merak ettim doğrusu. Diğer bir yazı kamyonun arka çamurluğu üzerinde: “Hatalıysam, 32xxe mesaj at Orhan Gencebay’dan Hatasız Kul Olmaz parçası cebine gelsin” diyordu. Arka yazılar insanımızın yaratıcılıkta sınır tanımadığını gösteriyor ama ne yazık ki bunun içinde trafik kurallarını kestirme yöntemlerle pas geçmek de var.
Önce bazı trafik terimlerini hatırlamamız lazım. Trafik nedir ?
“İnsanların, hayvanların ve araçların karayolları üzerindeki hal ve hareketleridir.” Burada bana ilginç gelen hayvanların da karayollarındaki trafiğe dahil edilmesi. Bence bunun bazı sakıncaları var!? Bir kere otoyollarda hemen hemen hiç hayvan yok, işte bazı insan görünümündeki kişiler bu hayvan kontejanından faydalanarak ve bir şekilde (nedense güçlü) arabalar edinerek normal seyir kurallarını hiçe sayıyorlar. Takip mesafesini istismar ediyorlar, geceleyin normal hızda giden vatandaşın arkasına geçip uzun farlarını yakıyorlar hatta flaş yapıp öndeki sürücünün kör olmasını sağladıktan sonra sollamaya geçiyorlar.
Diğer tanım, Yaya nedir ?
"Araçlarda bulunmayan, karayolunda hareketsiz veya hareket halinde bulunan insandır." Eğer bir aracın içinde değilsen kesinlikle yayasın. Hele hele karayolunda hareketsiz isen hem yaya hemde şaşkınsın demektir. Çünkü birazdan karayolu sınırları dışına ötelenebilirsin. Bazı yayalar da karayolunda hareket halinde bulunmak isterler, hatta kimilerinin eline direksiyon alarak otomobil taklidi yaptıkları bile görülmüştür. Bu türler zaman zaman yolun karşısına geçmeleri gerektiğini hatırlayarak kötü bir zamanlamayla kendilerini yola da atabilirler, dikkatli olmak lazım.
Şimdi bazı trafik kurallarını hatırlayalım, Nerelerden Yürümeliyiz?
“Cadde ve sokaklarda yürürken daima yaya kaldırımlarından yürüyünüz.” Tabii, boş yaya kaldırımı bulabilirseniz yürürsünüz. Kaldırım genişlikleri nedense dardır bizde, caddelerde biraz daha geniştir ama orada da belki bir manita görürüm umuduyla luzumsuz yere volta atanlar çok olduğu için adımlanası alan miktarı düşüktür. İnsanın normal şekilde yürüyebilmesi için gerekli alanı şu formülle bulabiliriz. Kişinin bacak uzunluğu “r” olsun, bu şahıs için yürürken her adımında boş olması gereken alan Pi Re Karedir. Ama bizim caddelerimizde bu alan pirekare değil pire kadardır, o yüzden seksek oynar gibi yürürsek yani sekersek caddelerde nispeten daha rahat gezeriz. Sokaklarında kaldırımların yüksekliği ortalama yarım metreyi bulan başka bir ülke var mıdır acaba dünyada? O yüzden yollar adeta bir kanal gibi görünür gözüme. Acaba şehirlerimizde Venedik tarzı bir kanallaşma çalışması var da haberimiz mi yok, otomobil trafiğinden umudumuzu iyice kesince suyu bu yollara basıp kanal trafiğini başlatan öncü ülke mi olacağız?
“Yaya kaldırımlarından yürürken daima sağ taraftan yürüyünüz.” Ben buna pek katılmıyorum, geçen sene İstanbul’da bir adam bu şekilde yürürken penceredeki saksı kafasına düştü ve yaralandı, biraz öteden yürümek daha iyi. Ayrıca o sırada apartmanı temizleyen bayanın (genelde kapıcının karısıdır) kaldırıma fırlattığı atık suya da hedef olma riskiniz azalır böylece. Bu kuralın bir amacı da kaldırımda karşıdan gelen kişi de aynı kurala uyarsa o da kendi sağından gelmiş olur ve kaldırımdaki kişiler çarpışmadan yürüyebilirler. Kaldırımın solu yol ise ve karşıdan gelen kişi de bu kurala uyup laylaylom sağdan gelme gafletinde bulunursa mobilize kapkaççıların açık bir hedefi olmuş demektir. Elindeki cep telefonunu, çantayı, vb kaptırabilir.
“Yaya kaldırımlarında, sizden başka yayaların da olacağını düşünerek dikkatli davranınız” Evet bazı insanlar bu konuda hakikaten dikkatli oluyorlar. Örneğin kaldırımda yürürken bu kişiler sadece önüne doğru tükürüyorlar ama dikkatsiz olanları ise kafasını sağa ya da sola çevirerek tükürüyorlar. Maazallah kalabalık kaldırımlarda yüzünüze türkürülürse bunu kişisel algılamayın ona bu kuralı hatırlatın yeter.
“Yaya kaldırımı bulunmayan cadde ve sokaklarda yürümek zorunda kaldığınızda, yolun sol kenarından yürüyünüz. Çünkü, ülkemizde trafik sağ taraftan çalıştığı için sizde sağ taraftan yürüdüğünüzde yolun sağını kullanan araçlar sizin arkanızda kalacak ve siz araçları göremeyeceksiniz. Ancak sol taraftan yürüdüğünüzde karşınızdan gelen aracı rahatlıkla görebilir ve herhangi bir tehlike anında kendinizi kurtarma şansınız olacaktır.” Yani tabii karşınızdan gelen aracı böylece görmüş olursunuz ama o sizi görür mü bilemem, yine de iyimser olalım önceden plakasını alma imkanınız olacağı için şanslı sayılırsınız.
Diğer konu, Karşıdan karşıya nasıl geçilir?
“Yola inmeden önce kaldırımın / banketin kenarında durunuz” Yaya kardeşler böyle durursanız kaldırıma yakın ve hızlı seyreden bir damacana kamyonetinin dikiz aynasının yüzünüzdeki izdüşümüyle tanışabilirsiniz. O anda dikiz aynası olarak kullanılan bu dışbükey (konveks) aynanın çalışma prensibi gözünüzün önünden film şeridi gibi geçecektir.
“Önce Sola, daha sonra sağa, tekrar sola bakılarak yol kontrol edilir, eğer araç gelmiyorsa veya çok uzak mesafedeyse yol dik olarak koşmadan hızlı adımlarla yürünür” Bunu uygulama şansınız da pek yok çünkü o sırada ensenize bir şaplak gelebilir ve “kardeşim ne düşünüyon arpacı kumrusu gibi, karşıya geçeceksen geç yoksa çekil yolumdan” tarzında bir yaklaşıma maruz kalabilirsiniz. Karşıya geçmeye başladığınızı (hem de yola dik olarak!) varsayalım, muhtemelen yolun ortasındayken karşıdan gelen şahsiyetle çarpışacaksınız çünkü adam yaya geçidinin sağını kullanmıyordur. Benzer bir çarpışmayı İstanbul’da gördüm iki eleman aynı anda karşılıklı olarak yolu geçmeye başladılar ikisi de arabaların geliş yönüne bakarak ve koşarak geçiyordu o yüzden birbirlerini görmediler ve yolun ortasında çarpıştılar o panikle tekrar başlangıç noktalarına doğru koştular nedense, halbuki zaten yolun yarısını geçmişsin devam et geç karşıya değil mi !
“Yolun ortasına gelindiğinde tekrar sağa bakılarak, yine koşmadan hızlı adımlarla yürünür ve geçiş tamamlanır” İki yönlü bir yolu geçiyoruz ve bu kuralı uygularken yolun sağındaysak ve karşıya geçmeden önce solumuzda orta mesafede bir araç görüyorsak diğer şeritte de sağdan gelen hiç bir araç yoksa hemen hızlı adımlarla geçmeye başlamamalıyız çünkü solda orta mesafede gördüğümüz aracın arkasından sollamaya başlamış ve çok hızla gelen ve görüş açımızın dışında bir araç daha olabilir, yolun ortasına geldiğinizde onunla tanışabilirsiniz.
Bir de “Karşıdan karşıya geçişlerde ilk geçiş hakkı araçlara aittir” diye bir kural var, senelerin yayasıyım ama bu kuralı pek anlamadım, benimle karşıdan karşıya geçen bir Fordfokus ya da Toyotakorolla görmedim :)
Esenlikler dilerim.
|
|
|